• Haberler
  • Ekonomi
  • OVP'nin vatandaşa faturası: Maaş, emeklilik ve çalışma hayatında yeni dönem

OVP'nin vatandaşa faturası: Maaş, emeklilik ve çalışma hayatında yeni dönem

Yeni OVP, enflasyondan emekliliğe, ücret politikasından çalışma hayatına ve sosyal yardımlara kadar milyonlarca vatandaşın hayatını doğrudan etkileyecek yeni bir dönemin çerçevesini çiziyor. Peki hedeflenen düşük enflasyon vatandaşa refah olarak dönecek mi, yoksa asıl bedel çalışan ve emeklinin gelirlerinde mi hissedilecek?

Haberin Özeti

  • • Dezenflasyon sürecinin yanı sıra gelir politikası, sosyal güvenlik, esnek çalışma ve vergi düzenlemeleri önümüzdeki dönemin ekonomi gündemini belirleyecek. Uzman değerlendirmeleri ise OVP'nin başarısının açıklanan hedeflerden çok, bu hedeflerin ne ölçüde gerçekleşeceğine ve ortaya çıkacak sonucun vatandaşın satın alma gücüne nasıl yansıyacağına işaret ediyor.

ZEHRA AKKUŞ

(AKAJANS) - Türkiye ekonomisinin gelecek üç yılı için hazırlanan yeni Orta Vadeli Program yalnızca enflasyon, büyüme ve bütçe hedeflerinden ibaret değil.

Programın satır aralarında milyonlarca çalışanı, emekliyi ve dar gelirliyi ilgilendiren önemli mesajlar da bulunuyor.

Üstelik bu mesajların bir bölümü doğrudan maaşlara ilişkin değil.

Asıl değişiklik; gelir politikası, sosyal güvenlik, çalışma hayatı, sosyal yardımlar ve vergi sisteminin nasıl şekilleneceğinde ortaya çıkıyor.

Ve ekonomi yönetiminin önündeki en zor soru da burada başlıyor:

Enflasyon düşerken vatandaşın kaybettiği satın alma gücü nasıl geri verilecek?

Enflasyon düşecek, ama fiyatlar düşmeyecek

Yeni OVP'nin en önemli hedefi dezenflasyon sürecini sürdürmek.

Programda 2026 yıl sonu enflasyon tahmini yüzde 28,4'e çıkarılırken, hedef 2027 için yüzde 21, 2028 için yüzde 13,5 ve 2029 için yüzde 9 olarak belirlendi. 

Rakamlar ilk bakışta olumlu görünüyor.

Ancak burada kritik ayrıntı şu:

Enflasyonun yüzde 21'e düşmesi fiyatların yüzde 21 azalması anlamına gelmiyor.

Fiyatlar artmaya devam edecek; yalnızca artış hızı yavaşlayacak.

Dolayısıyla ücretlerin ve emekli aylıklarının enflasyon karşısındaki seyri, programın vatandaş açısından en kritik başlıklarından biri haline geliyor.

Nitekim yeni OVP'de para, maliye ve gelirler politikalarının eş güdümünün sürdürüleceği belirtiliyor. 

Ancak programda çalışanların geçmiş dönemde uğradığı satın alma gücü kaybını hangi mekanizmayla telafi edeceklerine ilişkin ayrıntılı ve bağlayıcı bir ücret formülü bulunmuyor.

Tam da bu nedenle OVP'nin en tartışmalı başlıklarından biri ücret politikası olacak.

Asıl soru: Maaşlar hangi enflasyona göre artırılacak?

Ekonomide dezenflasyon programlarının en zor taraflarından biri, geçmiş enflasyon ile geleceğe ilişkin hedef arasındaki farkı yönetmek.

Çalışan ve emekli açısından bakıldığında mesele daha da kritik.

Çünkü geçmiş enflasyon yüksekken ücretleri gelecekteki daha düşük enflasyona göre ayarlamak, enflasyon düşürülürken satın alma gücünün hangi hızda toparlanacağı sorusunu gündeme getiriyor.

Ahmet Güzel'in OVP analizinde dikkat çektiği nokta da tam olarak burası.

Güzel, programın “gelirler politikasının eş güdümü” ifadesini kullandığını ancak bağlayıcı bir ücret-fiyat koordinasyon mekanizması veya ileriye dönük endeksleme kuralı ortaya koymadığını belirtiyor. Ona göre bu durum programın önemli araç boşluklarından biri. 

Yani önümüzdeki dönemde tartışma yalnızca “zam oranı kaç olacak?” sorusu üzerinden yürümeyecek.

Maaş artışının hangi enflasyonu esas alacağı da en az zam oranı kadar önemli olacak.

Mahfi Eğilmez'den dikkat çeken uyarı

Yeni OVP'yi değerlendiren duayen iktisatçı Mahfi Eğilmez ise programdaki hedeflerin önceki yıllara göre daha tutarlı göründüğünü belirtiyor.

Ancak Eğilmez'e göre programın en zorlayıcı noktalarından biri kur ile GSYH deflatörü arasındaki ilişkinin öngörülen düzeyde tutulması.

Eğilmez, ekonomiyi yeniden büyüme patikasına sokarken aynı anda enflasyonu düşürmenin ve kuru kontrol altında tutmanın kolay olmayacağına dikkat çekiyor.

Bunun için beklentilerin olumlu hale gelmesi ve yapısal reformların gecikmeden yapılması gerektiğini vurguluyor. 

Bu uyarı vatandaş açısından da önemli.

Çünkü kur, enflasyon ve büyüme arasındaki denge yalnızca ekonomi tablolarını değil; gıda fiyatlarından kiraya, ücretlerden emekli aylıklarına kadar günlük hayatın tamamını etkiliyor.

Emeklilikte hedef: Daha uzun çalışan daha fazla mı kazanacak?

Yeni OVP'nin sosyal güvenlik bölümünde dikkat çeken başlıklardan biri, insanların daha uzun süre istihdamda kalmasını teşvik edecek düzenlemeler.

Programda, “kişilerin daha uzun süre istihdamda kalmasını teşvik eden, hakkaniyeti ve aktüeryal dengeyi önceleyen düzenlemeler” yapılması hedefleniyor.

Bu ifade, emeklilik sisteminde önemli bir değişikliğin habercisi olarak değerlendiriliyor.

SGK Başuzmanı İsa Karakaş'ın değerlendirmelerine göre, mevcut sistemde özellikle düşük ücret üzerinden prim ödeyen bazı çalışanların çalışmaya devam ettikçe emekli aylığının düşebilmesi önemli bir sorun.

Karakaş, yeni dönemde uzun süre çalışanların emekli aylığını artıracak yeni bir hesaplama modeli üzerinde durulabileceğini; 25 yıldan sonraki her çalışma yılı için aylık bağlama oranında ilave artış ve kısmi emeklilik ile normal emeklilik arasında farklı taban aylıklar gibi modellerin gündeme gelebileceğini belirtiyor. 

Burada önemli nokta şu:

OVP doğrudan yeni bir emeklilik yaşı açıklamıyor.

Ancak sistemde daha uzun süre çalışmayı teşvik edecek yeni bir yapı kurulabileceğinin işaretini veriyor.

Dolayısıyla emeklilik tartışmasının önümüzdeki dönemde yalnızca “kaç yaşında emekli olunacak?” ekseninde değil, “daha fazla çalışmanın emekli aylığına etkisi ne olacak?” sorusu üzerinden de yürütülmesi beklenebilir.

TES konusunda ise tablo değişti

Önceki OVP'lerde çalışanların ve işverenlerin yakından takip ettiği Tamamlayıcı Emeklilik Sistemi önemli bir başlıktı.

Yeni OVP'de ise TES'e yer verilmedi.

Bunun yerine BES'teki standart emeklilik yatırım fonlarının yeniden tasarlanması, OKS'de fon çeşitliliğinin artırılması ve sistemdeki kesintilerin sadeleştirilmesi öngörülüyor. 

Bu nedenle yeni program açısından “TES geliyor” demek yerine, emeklilikte ikinci basamak modeline ilişkin yaklaşımın şimdilik değiştiğini söylemek daha doğru.

Nitekim Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz da TES konusunda henüz olgunlaşmış bir çalışma bulunmadığını açıkladı. 

Bu ayrıntı, çalışanlar açısından önemli.

Çünkü önceki dönemlerde kıdem tazminatı ile birlikte tartışılan TES dosyası şimdilik OVP'nin ana gündem maddeleri arasında görünmüyor.

Çalışma hayatında “esneklik” geliyor

Programın çalışanlar açısından bir başka önemli ayağı çalışma hayatının yeniden düzenlenmesi.

Esnek çalışma, kısmi süreli çalışma ve uzaktan çalışma gibi yeni çalışma modellerinin mevzuat altyapısının geliştirilmesi hedefleniyor.

Buradaki kritik mesele ise esnekliğin hangi güvencelerle birlikte uygulanacağı.

Çalışma hayatı ve sosyal güvenlik alanındaki değerlendirmesinde PwC Türkiye'den Celal Özcan da OVP'nin başarısının yalnızca istihdam sayısındaki artışla ölçülemeyeceğine dikkat çekiyor.

Özcan'a göre esnek çalışma modelleri ile sosyal haklar arasında “güvenceli esneklik” dengesinin kurulması gerekiyor. Kayıtlı istihdamın artırılması, prim tabanının genişletilmesi ve teşviklerin daha etkin kullanılması da sosyal güvenlik sisteminin sürdürülebilirliği açısından kritik. 

Program döneminde yaklaşık 2,1 milyon ilave istihdam oluşturulması ve işsizlik oranının dönem sonunda yüzde 7,6'ya indirilmesi hedefleniyor. 

Ancak burada da soru aynı:

Daha fazla iş mi yaratılacak, yoksa daha nitelikli ve daha güvenceli iş mi?

Dar gelirli için umut sosyal konut ve hedefli yardımlarda

Dar gelirli açısından OVP'nin doğrudan gelir artışı kadar önemli başka başlıkları da var.

Gıda arz güvenliğinin güçlendirilmesi, kaliteli gıdaya makul fiyatlarla erişimin artırılması ve kiralık sosyal konut projesinin yaygınlaştırılması programın sosyal politika tarafında öne çıkan başlıkları arasında. 

Sosyal yardım sisteminin de daha bütünleşik ve veri tabanlı hale getirilmesi hedefleniyor.

Buradaki yaklaşım, sosyal yardım alan kişilerin istihdama geçişini de teşvik eden daha hedefli bir sistem oluşturmak.

Yani devletin sosyal politika anlayışında da önemli bir değişim hedefleniyor:

Daha geniş ve sürekli transferlerden ziyade, ihtiyaca göre belirlenen ve istihdama geçişi destekleyen yardımlar.

Vergi tarafında da yeni dönem

Programın bir diğer ayağı vergi sistemi.

Vergi tabanının genişletilmesi, kayıt dışılığın azaltılması ve doğrudan vergilerin payının artırılması hedefleniyor.

Ancak vergi reformunun vatandaşa nasıl yansıyacağı, uygulama aşamasında netleşecek.

Burada da ekonomi yönetiminin temel hedefi ile vatandaşın beklentisi arasında hassas bir denge bulunuyor:

Devlet gelirlerini artırmak isterken, özellikle düşük ve sabit gelirli kesimin üzerindeki yükün ağırlaşmaması gerekiyor.

Ekonomistlerin ortak uyarısı: Mesele hedef değil, güven

Yeni OVP'nin belki de en önemli tartışması rakamların kendisinden çok, bu rakamlara duyulacak güven.

Ekonomist Servet Yıldırım'ın dikkati çektiği gibi, mesele yeni hedefler koymak değil, hedefleri tutturmak.

Yıldırım, geçmiş programlarda enflasyon ve büyüme hedeflerinin zaman içinde ötelenmesinin yeni programın kredibilitesi açısından bir sorun oluşturduğuna dikkat çekiyor.

Ona göre OVP'nin ekonomiye verebileceği en değerli şey yalnızca yüzde 9'luk enflasyon hedefi değil, öngörülebilirlik. 

Mahfi Eğilmez'in değerlendirmesi de farklı bir noktadan aynı soruya çıkıyor:

Hedeflerin tutması için yalnızca rakamların yazılması yetmiyor; beklentilerin düzelmesi ve yapısal reformların hayata geçirilmesi gerekiyor. 

Netice itibarıyla OVP'nin gerçek sınavı vatandaşın cebinde

Yeni OVP'nin çalışan, emekli ve dar gelirli açısından ortaya koyduğu tabloyu tek bir cümleyle özetlemek mümkün:

Program doğrudan büyük bir gelir artışı vaat etmekten çok, ekonominin işleyişini değiştirecek bir çerçeve ortaya koyuyor.

Enflasyonun düşürülmesi hedefleniyor.

Çalışma hayatında esneklik artırılmak isteniyor.

Sosyal güvenlik sisteminin mali dengesi güçlendirilmeye çalışılıyor.

Daha uzun süre çalışanların sistemde kalmasını teşvik edecek düzenlemeler gündeme geliyor.

BES ve OKS yeniden şekillendiriliyor.

Sosyal yardımlar daha hedefli hale getiriliyor.

Vergi tabanı genişletiliyor.

Fakat bütün bunların vatandaş açısından tek bir gerçek ölçüsü var:

Ay sonunda elde kalan para.

Çünkü enflasyonun yüzde 28'den yüzde 21'e düşmesi, vatandaşın hayatının ucuzlaması değil; fiyatların daha yavaş artması demek.

Ücretler fiyatlardan daha hızlı artarsa programın sosyal karşılığı hissedilecek.

Artmazsa, düşük enflasyon hedefi gerçekleşse bile vatandaşın satın alma gücü aynı hızda toparlanmayacak.

Bu nedenle yeni OVP'nin önümüzdeki üç yıldaki asıl sınavı yalnızca enflasyonu yüzde 9'a indirmek veya büyümeyi yüzde 5'e çıkarmak değil.

Asıl sınav;

çalışanın ücretini,

emeklinin aylığını,

dar gelirlinin geçim maliyetini

ve ekonominin büyümesinden vatandaşın aldığı payı aynı denklem içinde yönetebilmek olacak.

Ve bu nedenle OVP'nin gerçek başarısı, bugün açıklanan tablolarda değil, üç yıl sonra vatandaşın cebinde görülecek.

Bakmadan Geçme

Akajans - Bizi Sosyal Medyada Takip Edin!