Yüzde 229: Savunma bütçesinde yeni dönem
2027-2029 döneminde savunma alanına ayrılan ilave kaynak, Orta Vadeli Program'daki diğer stratejik öncelikleri geride bırakarak yüzde 229 artacak. Millî Savunma Bakanlığı'nın 2027 ödenek tavanının 1,53 trilyon liraya çıkarılması, güvenlik harcamalarının bütçe içindeki ağırlığının da kalıcı biçimde yükseldiğine işaret ediyor.
(AKAJANS) - Türkiye ekonomisinin önümüzdeki üç yıllık yol haritasında savunma sanayisi, yalnızca güvenlik ihtiyacının karşılandığı bir alan olmaktan çıkarak maliye ve sanayi politikasının kesiştiği başlıklardan biri haline geliyor. OVP'de savunmaya yönelen kaynak artışı, sosyal konut, maden aramaları, sanayi altyapısı ve sağlık gibi diğer stratejik alanların oldukça üzerinde gerçekleşiyor.
Savunmaya ayrılan ilave kaynağın yüzde 229 artması, programdaki en yüksek artış oranını oluşturuyor. Aynı dönemde sosyal konut için ilave kaynak artışı yüzde 150, maden aramaları için yüzde 139, sanayi altyapısı için yüzde 54 ve sağlık için yüzde 43 olarak öngörülüyor.
MSB ödeneği 1,53 trilyon liraya çıkıyor
Kaynak tahsisindeki değişimin en somut göstergelerinden biri Millî Savunma Bakanlığı bütçesinde görülüyor. Bakanlığın 2027 yılı ödenek tavanı yüzde 86 artışla 1,53 trilyon liraya yükseliyor. Yaklaşık 31,6 milyar dolara karşılık gelen bu tutarın genel kamu idareleri içerisindeki payı da 2023'teki yüzde 4,1 seviyesinden yüzde 6,1'e çıkıyor.
Artışın niteliği de bütçenin nasıl kullanılacağı açısından önem taşıyor. Kaynakların ağırlıklı olarak personel harcamalarından ziyade mal ve hizmet alımları ile savunma sistemlerine yönelmesi bekleniyor.
Bu durum, Türkiye'nin savunma sanayisinde geliştirme döneminden üretim dönemine geçişinin maliyetlerini de OVP'nin içine taşıyor. TF-KAAN'ın seri üretim sözleşmeleri, KIZILELMA teslimatları, ALTAY tankının üretimi ve hava savunma sistemleri gibi projeler, yüksek miktarda ve süreklilik taşıyan kaynak ihtiyacını beraberinde getiriyor.
Savunma harcaması sanayi politikasına dönüşüyor
Programın ekonomik açıdan dikkat çeken yönü, savunma harcamalarının yalnızca askeri kapasite artışı olarak tasarlanmaması. Yerli üretim, teknoloji geliştirme, tedarik zincirinin genişletilmesi ve savunma sanayisinin ihracat kapasitesinin artırılması, harcama politikasının ekonomik boyutunu oluşturuyor.
Bu modelin temel beklentisi, savunma projelerine aktarılan kamu kaynaklarının yüksek teknoloji üreticileri, KOBİ'ler ve yan sanayi üzerinden reel ekonomiye yayılması. Aynı zamanda ithal bağımlılığının azaltılması ve yüksek katma değerli ihracatın artırılması hedefleniyor.
OVP'nin 2029 için belirlediği 450 milyar dolarlık mal ve hizmet ihracatı hedefi açısından savunma sanayisi bu nedenle yalnızca bir kamu harcaması kalemi değil, ihracat kapasitesinin artırılmasında kullanılabilecek stratejik sektörlerden biri olarak değerlendiriliyor.
Jeopolitik riskler harcama tercihlerini güçlendiriyor
Bütçe tercihinin bir diğer ayağını bölgesel güvenlik ortamı oluşturuyor. Doğu Akdeniz ve Orta Doğu'daki gelişmelerin yanı sıra küresel tedarik zincirlerindeki kırılganlıklar, savunma ve lojistik kapasitenin ekonomik güvenlik açısından da ele alınmasına neden oluyor.
Ekonomi yönetiminin yaklaşımında güvenlik ile ekonomik kalkınma birbirinden ayrı başlıklar olarak görülmüyor. Bu çerçevede savunma kapasitesinin artırılması, olası jeopolitik ve tedarik şoklarına karşı ekonominin dayanıklılığını artıracak unsurlardan biri olarak konumlandırılıyor.
Dezenflasyon için kritik denge
Ancak savunma harcamalarındaki hızlı yükseliş, OVP'nin diğer önemli hedefi olan dezenflasyon açısından yeni bir denge sorununu beraberinde getiriyor.
Kamu harcamalarının yüksek seviyelerde seyretmesi, maliye politikasının iç talebi sınırlama ve para politikasını destekleme kapasitesini azaltabilir. Buna karşılık savunma yatırımlarının üretim, teknoloji ve ihracat kapasitesini artırması halinde, harcamanın orta ve uzun vadede ekonomik büyümeye katkısı daha yüksek olabilir.
Bu nedenle yüzde 229'luk artışın etkisini yalnızca 'Kamu harcaması ne kadar arttı?' sorusuyla ölçmek yeterli olmayacak. Asıl belirleyici, ayrılan kaynağın ne kadarının üretim kapasitesine, ihracata ve teknolojiye dönüşeceği olacak.
Seçim ekonomisinden farklı bir harcama modeli
Savunma projelerinin kamuoyunda yüksek siyasi karşılık bulması, harcamaların seçim ekonomisi açısından da değerlendirilmesine yol açabilir. Ancak mevcut yapı, klasik anlamdaki seçim harcamalarından ayrılıyor.
Burada hanehalkına doğrudan nakit aktarımı yerine savunma şirketleri, tedarikçiler, KOBİ'ler ve yüksek teknoloji üreticileri üzerinden bir ekonomik dolaşım yaratılması söz konusu. Bu nedenle savunma bütçesindeki artış, doğrudan seçmene kaynak aktarımından çok sanayi ve teknoloji üzerinden dolaylı bir ekonomik çarpan oluşturma potansiyeli taşıyor.
Sonuçta OVP, savunma sanayisini Türkiye'nin güvenlik politikasının ötesine taşıyarak maliye, sanayi, teknoloji ve ihracat politikalarının ortak kesişim noktalarından biri haline getiriyor. Bununla birlikte, bu tercih dezenflasyon sürecinde kamu maliyesinin hareket alanını daraltabilecek yeni bir baskı unsuru da oluşturuyor. Önümüzdeki dönemde temel mesele, artan savunma harcamalarının güvenlik ihtiyacı ile mali disiplin ve fiyat istikrarı hedefleri arasında nasıl dengeleneceği olacak.